|
| 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [Toplam 6 mesaj] |
|
|
|
|
|
Co-Admin
|
Tarih: Pzr Arl 31, 2006 1:46 am | Açıklama: |
 Adam Gibi
Ben seni hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedim ki
Beni yola koduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığım da
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki
Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisana hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığına
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
Ve tuhaflığımı yürüdüğüm zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki
Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde
Buğusunda sabahın
Acımasızlığında bir ahın
Ağlayan yüzende insanın
Hep ferahlatan gücüyle duanın
Korkutan yanıyla narın
İncirin zeytinin ve kalbin üstüne
Gülün üstüne
Tutunduğum umudun üstüne
Senin üstüne
Hepsinin üstüne
Ben seni hiç sevmedim ki
Gittiğin zaman
Gitmeni sevdim
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı sevmedim
Ürküyordum sana alışmaktan
Yine de sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasından
Kırlara ilk kar düştüğü zaman
Ölümün ne güzel olduğunu sevdim
Seni içimde öldürdüğüm zaman
Ben seni hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedim ki
Beni yola koduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığımda
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin rüzgarı sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki
Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisana hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki
Ben sevdim mi
Adam gibi severim.
------------------------------------------------------
Beni Kavgada Gör
Geçer gözüm
İçimizden bir aşk geçer
Ve keder
Ve heder olmuş bir hayat
Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan
Öyle yavaş öyle deşer de geçer
Koyarlar cesaretimizi bir sokağın tabelasına
Binlerce çocuğa adımızı verirler
Bize ölüm bize kurşun bize hançer neyler
Neyler ömrünü cebine koymuş adama yağlı mavzer
Geçer gözüm
Memleket kadar bir nağra düşer yıkılmış sokakların pusularına
Akşam sofralarına aç karnına yüreğim düşer
Beni adamdan sayma
İlk gözyaşı
İlk yere düşen damla
İlk kancık tuzaklara düştüğümüz hayınlığın hatrına
Hani cebimizde iki satır mektubu yarım bıraktığımız sevdanın
Hani son bir umutta tutunduğumuz arkadaşlarımız
Ve kaygan ve ıslak ve kaypak sabahı Ankara'nın
Ve bilsen
Tek başına büyür intikam aşk ve sen
Tek basma büyür elif misali
mezarıma bıraktığın menekşen
Geçer gözüm
İçimizden bir aşk geçer
Ve keder
Ve heder olmuş bir hayat
Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan
Öyle yavaş öyle deşer de geçer
Beni son kez kavgada gör
Son kez ölsün arkadan vurmacasına bütün ihanetler
Sonra şöyle saçlarımı savurup ecel saatine
Sonra son kez alnından vurulmacasına aşkın
Bir eşkıyalık yapıp
Basınca bütün evlerini bu şaşkın İstanbul'un
Bir de kendimi denize dökünce Üsküdar'dan
Nasıl da patlar içimde çığlığın
Bana bu şehri yakmış desinler
Beni son kez kavgada gör
Bana kendini satmış desinler
Beni son kez kavgada gör
Koyarlar cesaretimizi bir sokağın tabelasına
Binlerce çocuğa adımızı verirler
Bize ölüm bize kurşun bize hançer neyler
Neyler ömrünü cebine koymuş adama yağlı mavzer
Ya bir de sen düşersen ellerimden
Ya bir de kimsesizsem
Ya ölüm kadar sevdiğim cesaretim yan çizmişse
Sonu yok uğraşlarda yılgınsam
Son mermim avucumda
Fiyakalı bir eylül sabahı
Basar giderim kalbine namımın
Sıkar giderim
Avucumda mermim menekşem ve arkadaşlarım
Geçer gözüm
İçimizden bir aşk geçer
Ve keder
Ve heder olmuş bir hayat
Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan
Öyle yavaş öyle deşer de geçer
--------------------------------------------------------
Ali Munzur
Açıldı ömrümün haritası
Bir omzu düşük ağır delikanlı
Hey Ali Munzur
Hey dağların kartalı
Sağ yanın bıçak yarası
Sol yanın hicran
Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında
Kalbimin yarısı
Hey Ali Munzur
Hey dağların kartalı
Benim ömrümde
Bir kırlangıç ağıdı vardı bildiğim
Benim ömrümde
Tel örgüler, kuşluk ayazı, kör karanlık, yağlı kurşun
Bir de yanık türküsü anamın.
Her biri başka seherinde güz dönümünün
Vurup gitmiştir sessizce oğulları
Şu gurbet denen
Şu belalı, şu pur yılanı şu bilinmez sefere
Benim ömrümdex
Bir ırmak vardır
Durup önünde taş yüzdüğümüz ak köpüklerinde
Sesine sesimizi kattığımız
Ve anamızın patiskadan biçtiği uzun donlarımızla
Bir turna balığına gençliğimizi sattığımız.
Haylandığımız
Adamdan sayılıp delikanlı halaylarına karıştığımız
Yıldızların altında, dam bacalarında aşık attığımız
Benim ömrümde
Yarı çıplak kopil delikanlısı ortalığın
Yağmurların sevdalısı
Ve parlayan yusuftutan kuşlarının
Benim ömrümde
Mar menevşe, yediveren gülleri, böğürtlen
Bir de sen
İçime işleyen
Ahh sen
Ondokuz yaşımın
Ve ırmağın ve toprağımın hakkına
Bir de sen
Bulutlarıma kına yaktığım sebebim
Namert olayım sevmedim hiçbir şeyi böyle bu kadar
Ya da sevemedim.
Hey Ali Munzur
Hey dağların kartalı
Sağ yanım bıçak yarası
Sol yanım hicran
Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında
Kalbimin yarısı
Bu da bir gurbettir
Yıkar adamın içine
Bu da bir rivayettir
Oniki yıl bilmem kaç bin gece.
Bir türkü sesimde
Dumanlı dağları duman kaplamış
Yine mi gurbetten kara haber var
Seher vakti bu yerlerde kimler ağlamış
Çimenler üstünde gözyaşları var.
Benim ömrümde
Şimdi vur
Vur içene onca talanı
Onca sevdayı vur
Vur Ali Munzur
Bu sol yandaki hicran yarası
Böyle çok durur
Benim ömrümde
Çiçeğin bozamadığı karalığın düşemediği yüzüm
Bana mahsus kor ayazda üşüdüğüm
Tercanın yeşili, ciminin üzüm gözlü güzeli
Ve güzün yaprağını dökende dut ağacım
Kalbime bir gül dikeni
Fikrime sevda batanda
Kemah'ın istasyonuna doğu ekspresi demir atanda
Murat suyu Fırata karışıp üç gün üç gece kan akanda
Ben belki bin gece sayanda
Gurbet akşamlarında yıldızları
Emanetine iyi bakasın köylü kızı
O elinde tuttuğun
O kanayan şey
Ali Munzur' un kalbinin yarısı
Benim ömrümde
Yarı çıplak kopil delikanlısı ortalığın
Yağmurların sevdalısı
Ve parlayan yusuftutan kuşlarının
Benim ömrümdü
Mor menevşe, yediveren gülleri, böğürtlen
Bir de sen
İçime işleyen
Ahh sen
On dokuz yaşımın ve ırmağın ve toprağımın hakkına
Bir de sen
Bulutlarımın kına yaktığım sebebim
Namert olayım sevmedim hiçbir şeyi böyle bu kadar
Ya da sevemedim.
Ben Ali Munzur
Ben dağların kartalı
Sağ yanım bıçak yarası
Sol yanım hicran
Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında
Kalbimin yarısı
Açıldı ömrümün haritası
------------------------------------------------
BirŞey Söyle
Bir şey söyle
Denizler tutuşturulduğunda
Dağlar yürütüldüğünde bir şey söyle
Yıldızlar semadan bir bir döküldüğünde üstümüze
Bir şey söyle
Ben seni unuturum
Söyle
Yer başka gök başka olduğunda
Sallanıp çalkalandığında uçsuz bucaksız sema
Hani biz
Ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğumuzda
Bir şey söyle
Unuturum ben seni söyle
Kalplerde gizlenenler ortaya döküldüğü zaman
Gök yarıldığı zaman
Ne oluyor bu yere böyle dediği zaman insan
Ve kalakaldığında yüzkarası şiirlerim
Ve sensiz bir zaman
Ve ayaklarımızın altından toprak kayıp
Dümdüz edildiği zaman
Bir şey söyle
Yoksa unuturum ben seni
Bir şey söyle
Emzikli anne kucağındaki yavrusunu unuttuğu zaman
Güneş katlanıp dürüldüğünde
Unuturum ben seni
Yıldızlar kararıp döküldüğünde
Unuturum
Dağlar yürütüldüğünde
Gebe develer salıverildiğinde
Vahşi hayvanlar toplanıp biraraya getirildiğinde
Bir şey söyle
Denizler bir kez daha tutuştuğunda
Ruhlar birleştirildiğinde
Diri diri toprağa gömülen kız için sorulduğunda
Bunun ölümü hangi suçu sebebiyle
Haydi söyle
Bir şey söyle
Defterler açıldığında
Gökyüzü sıyrılıp alındığında
Cehennem tutuşturulduğunda
Cennet yaklaştırıldığında
Unuturum ben seni
Her şeyin unutulduğu o anda
Bir şey söyle
Gök sallanıp çalkalandığı
Dağlar yürütüldüğü
Yalanlayanın vay haline olduğu zaman
Unuturum
Bir şey söyle
Bir şey söyle
O ses geldiği zaman
Yıldızların ışığı söndürüldüğü
Gökkubbe yarıldığı
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman
Cehennem pusuda beklerken
Ver herkesin kendine yetecek bir derdi olduğu zaman
Unuturum ben seni
Bir şey söyle
Yıldızların ışığı söndürüldüğü
Gökkubbe yarıldığı
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman
Göz kamaştığı
Ay tutulduğu
Güneşla ay biraraya getirildiği zamam
Hani insan "kaçacak yer neresi" dediği zaman
Ben seni unuturum
Bir şey söyle
Unuturum ben seni
Denizler tutuşturulduğunda
Dağlar yürütüldüğünde
Yıldızlar semadan bir bir döküldüğünde üstümüze
Ben seni unuturum
Söyle
Yer başka gök başka olduğunda
Sallanıp çalkalandığında uçsuz bucaksız sema
Hani biz
Ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğumuzda
Unuturum ben seni
Yıldızlar dökülsün yere
Güneş sönsün
Bir şey söyle
------------------------------------------
Diyarbakır Türküsü
Ömrüm
Yağız ömrüm, gül ömrüm
Düştüğüm ateşlerde feryadlara gömdüğüm
Dağlı ömrüm, ah ömrüm
Hani bir kavgada gördüğüm
Hani ağladığım hani güldüğüm
Bir tel saçına yüzüm sürdüğüm
Ömrüm
Gibi ömrüm
Gibi sevdam
Aslan gibi durduğun diyarbakır gibi
Alnında derin çizgiler ellerinde nasır
Surların içinden geçen şehrin sarkışı
Ah ulan diyarbakır
Seni sevmek adamda yara bırakır
Ve bir yanını ateşler içinde
Ve bir yanını yıkılmış delikanlı hüznüyle
Ve bir de hışımla
Ve onulmaz acılarla bırakır, diyarbakır
Her sabah kalbimizin önüne
Yel eser kül savurur
Geceden artanı
Her şafakla kendini yedi kat göğe vurur
İner yedi kat yere
Irmakların türküsü olur
Gelir geçer içimizden
Gelir geçer bir şehrayin şehrin kalbinden
Benim başımda kasketim
Boynumda mendilim
Cebimde tabakam tütünüm tesbihim
Cebimde kuşlara öğrettiğim türkülerim
İnce fitil gömleğim ve amansız cesaretim
Şehrin kaldırımlarına dokunur
Dokunur türküler gibi
Delilo olur
Lorke olur
Ah bu aşk ah bu şehir
Yangınlar içinde halaya durur
Halaya durur çocukları sokakların
Sokakların çocukları
Bilmem kaç yüzyıldır öylece durur
Ama aç ama tok
Ama durur öylece
Ve durur öylece diyarbakır
Bu şehir her gece
Sınanır iyice
Her yıldızıyla gökyüzünde
İçime dokunur
Dokunur içime hasreti yalnızlığının
Sana dokunmak diyarbakır
Bir vurguna dokunmak gibidir
Kor gibidir kızgın alevler içinde
Bu şehri tutmak gibidir başım üstüne
Güneşi sevmek gibidir göremesen de
Ve sevmek gibidir her yanını
Ama ateşini ama kavgasını ama böğrümde yarasını
Aslan gibi durduğun diyarbakır gibi
Alnında derin çizgiler ellerinde nasır
Surların içinden geçen şehrin sarkışı
Ah ulan diyarbakır
Seni sevmek adamda yara bırakır
Ve bir yanını ateşler içinde
Ve bir yanını yıkılmış delikanlı hüznüyle
Ve bir de hışımla
Ve onulmaz acılarla bırakır, diyarbakır
Her sabah kalbimizin önüne
Gelip geçişin
İnce duruşun
Türkün
Ve delikanlı yanın
Başım üstüne
-----------------------------------------
Geriye Dönen Adam
Yağmur yağıyordu
Benim saçlarımda kırağılar vardı
Onun omzuna konmuş bir gül
Kapıyı açtım
Elinde eski bir bavul
Yüzünde daha eski bir hikaye
Geldim dedi, geldim işte
Sana kendimi getirdim
Belki unutmuşundur
Birlikte söylediğimiz şarkıları getirdim
Birkaç gömlek bir pijama altı
Tuttuğum notları
Serin volta boylarında adımları sayıp susuşlarımı
Elimle büyüttüğüm nazlı bir menekşeyi
Gökyüzüne verdiğim dualarımı
Çakmağımı sigaramı tabakamı
Ve kitaplarımı getirdim
Döndüm dedi, döndüm işte
İçeri girdi, aksıyordu bir ayağı
Oysa nasıl da akardı bayrak gibi önümüzde
Nasıl da oynardı saçları rüzgarda
Bir ceylan gibi nasıl da koşardı karanlıklarda
Ayağın, dedim
Derin bir nefes aldı
İçerde, dedi
Bir bakır tas bıraktım
Bir kehribar tesbih
Birkaç kitap
Birkaç iyi arkadaş
Tüketilmiş bir ceza
Ve bir ayak
Güldü sonra
Dedemin yemen çölünde bıraktığı ayağı
Ben içerde bıraktım,
Kurban olsun ikimizinki de, memlekete
Oturduk
Uzun uzun baktık birbirimize
Onüçyıl sonra yeniden karşı karşıya
Bir deli gençliği
Birlikte düşürmüştük yollara
Bir yüreğimiz vardı, onu koymuştuk ortaya
Ben basımı onun omzuna yaslardım
O tale'al bedrü okurdu kulağıma
Ben bazı geceler oturup ağlardım
O dua ederdi hepimizin adına
Bir sonbahar akşamı ayrılmıştık
Caddelerde arabalar akıyordu
Yağmur yağıyordu
Babalar
Ekmekleri saklamış ceketlerinin altına
Korkuyla evlerine koşuyordu
Düdükler ötüyordu, sirenler çalıyordu
Şehri kimler çalıyordu
Kimler çalıyordu kapılarımızı habersiz
Şarkıları kimler çalıyordu öyle içsiz öyle sessiz
Oysa biz onunla
Yüreğimizi koymuştuk ortaya
Arkasından baktım
Elinde bir tahta bavul
Cebinde ikimizin yüreği
Şifadan ayrılık rahmetten yoksulluk
Şen olasın mapusluk!
Kaldır gözlerini yerden, dedi
Onüçyıl dediğin ne ki?
Bana mektup yaz
Bir menekşe resmi yap
Ve bir gül gönder anama
Kaldır gözlerini yerden, dedi
Onüçyıl dediğin ne ki?
Yürüdü yusuf
Yanıp sönen mavi ışıklar düştü gölgesine
Onüçyol bekleyecektim
Onüçyıl
Kavuşmak için
Cebinde rehin götürdüğü gençliğime
----------------------------[/align] |
|
_________________
Hepsi Yaralar Sonuncusu Öldürür...
En son Kinyas tarafından 06 Oca 2007 07:44 pm tarihinde değiştirildi. ( Toplam 7 defa değiştirildi. )
|
|
|
 |
|
|
|
|
Co-Admin
|
Tarih: Pzr Arl 31, 2006 1:52 am | Açıklama: |
Munih Treni
Bir bavulla gelmişler
Karaların memet, ince ali ve bir de bekir
Puslu bir alaman sabahında münihe inmişler trenden
Biraz memleket peksimeti mendil içinde üçbeş lokum
Bir de yar ilen ana baba hasreti
Bildikleri birkaç sıla türküsü
İnmişler üçüncü mevki kompartımandan
Başlarında kasketleri
Şenolasın bakalım gurbetlik şenolasın yabaneli
Nere baksan bir soğukluk değmiş içlerine
Nere baksan insanı üşüten kocaman bir yalnızlık
Dönelim demiş memet yıkıp kaşlarını arkadaşlarına
Nere baksan deli bir ayrılık düşecek burada bahtımıza
Dönelim demiş memet yıkıp kaşlarını arkadaşlarına
Bir bavulla gelmişler
Münihe, viyanaya, berline, rotterdama
Çorum nire memec, lozan nire
Brüksel nire ali, emirdağ nire
Konya nire bekir, strasbourg nire
Ve frankfurta ve kölne ve lyona
Hamburga, liege, bonna
inmişler içlerinde memleket döne döne, yana yana
Bir bavulla gelmişler
Önce geceler bitmemiş sonra soğuk ve karanlık gündüzler
Herbir işini,tamam eylemişler atamanın
Herbir vidasını sıkmışlar
Herbir makinasına terlerini akıtmışlar
Eksilerek, didinerek ve direnerek
Sağlam basmasını bellemişler yere
Kancık pusuların yaban belaların
Ve hayın ve namert ve itkopuk Pazar sabanları çanlarının arasından
Geçirmişler yüreklerinin filiz filiz umutlarım
Hey canım
Hey adam yanlarım
Hey karaların memet, ince ali ve yetim bekir
Keşke gelip bir görebilseydiniz torunlarınızı
Bir kere öpebilseydiniz
O makinayağı bulaşığı elleriniz, kavruk yüzleriniz
Ve cengaver bakışlı kara gözlerinizle hepimizi
Hey canım
Hey adamlarım
Hey karanlığına atamanın ıslık çalan kahraman yanlarım
Bir bavulla gelmişler
Karaların memet, ince ali ve bir de bekir
Puslu bir ataman sabahında münihe inmişler trenden
Biraz memleket peksimeti mendil içinde üçbeş lokum
Bir de yar ilen ana baba hasreti
Bildikleri birkaç sıla türküsü
İnmişler üçüncü mevki kompartımandan
Baştarında kasketleri
Şenolasın bakalım gurbetlik şenolasın yabaneli
Şimdi onlar
Herbir sokağına değerek avrupanın
Ve herbir dağında şahin olup uçarak özge vatanın
Bize bir sabahı indirirler öyle gülümseyerek çocuklarımıza
Öyle kara öyle ince öyle yetimdirler
Öyle konya öyle maraş öyle adana
Öyle trabzon öyle afyon öyle erzurumdurlar
Öyle dadaş öyle ele öyle uşak öyle yörük öyle çerkez öyle doğudurlar
Ve doğururlar
Herbir sıkıştığında kalbimiz
Münihin, viyananın, roterdamın, brükselin ve nice şehirlerin
Dumanların, çanların, köprülerin, kanalların
Acıların, yalnızlıkların, hasretlerin, mektupların
Ve hepsinin ötesinde o ağır gurbetliğin çöktüğünde efkarı
Gelip tutarlar ellerimizden
Karaların memet, ince afi ve bir de bekir
Varsın bize alamancı desinler
Varsın bizi sofralarındaki ekmekten sonra sevsinler
Varsın yüzümüzden önce bavullarımızı gözlesinler
Biz yine de memleket kadar bir yürekte sevmekteyiz memleketi
Çünkü karaların memet, çünkü ince ali ve bir de bekir çünkü
Bir bavulla geldiler
Puslu bir ataman sabahında münihe
Çünkü
Biraz memleket peksimeti mendil içinde üçbeş lokum
Bir de yar ilen ana baba hasretini
Ve bir de bildikleri birkaç sıla türküsünü hiç düşürmediler
Sokağına avrupanın
Hey canım
Hey adam yanlarım
Hey karaların memet, ince ali ve bekir
Keşke gelip bir görebilseydiniz torunlarınızı
Bir kere öpebilseydiniz
O makinayagı bulaşığı elleriniz, kavruk yüzleriniz
Ve cengaver bakışlı kara gözlerinizle hepimizi
Hey canım
Hey adamlarım
Hey karanlığına alamanın ıslık çalan kahraman yanlarım
-----------------------------------------
Namın Yürüsün
Hüzünlü bir kış günü başladı yolculuğum
Çocukluğum yıkık kentlerde
Ve asma kaya bahçeli ahşap evlerde geçti
Okuma yazmayı öğrendiğim
Gazetelerdeki terör sayfaları
Ve haliç tersanelerinde korsanlar
Evden çıkarken vedalaşırdı
Babalar ve evlatlar
Her sokağın başında
Anaların isyanı dururdu
Ve günler kısa geceler uzun olurdu
Bir kurşun bir liraya
Ve bir hayat bir kurşuna malolur
Benim doğduğum yerlerde insanlar
Can evinden vurulurdu
Sen sarayburnunun dimdik delikanlısı
Yavuz zırhlısında deniz piyade eri
Yetmişikiye dört çakı gibi asker
Arkadaşının kaza kurşunu izini sırtında taşıyan
Ve bıraktığı sevgiliyi döndüğünde bulamayan
Yakar mı bizi bu sevda
Bir aşk bir delikanlıyı bozar mı
Hadi kalk eski günlerde olduğu gibi
Karanlığa yine ışık yak
Arka bahçelerdeki mahalle kavgalarında
Kaşına sapan taşı geldiğinden beri
Hani kanına kanımı sürdüğüm
O günden beri
Can dostum ve kan dostum
İster kalbine gömdüğün sevdanın aşkına
İster Allah'ın aşkına kalk
Bir ışık yak, bir kor düşür yüreğimize
Savaşmak ne güzel bir şey uğrunda
Ve yeniden yeniden aşık olmak
Unutmadık o günleri
Sevdamız yüreğimizde gizli kalır
Ve mahallenin aşık olmak ayıp sayılırdı
Bir kıza aşık olmak
Bir de parkayı çıkarmak haramdı
Ve dünya dedikleri şey yalandı
Paranın geçmediği günler vardı gençliğimizde
Ve namerdin yıkamadığı mertliğimiz
Silah çekmek ve tespih sallamak değildi delikanlılık
Tespihi çekmek ve silahı saklamaktı
Yazık gün geldi nasıl da azaldık
Sonra üç kuruşa satılan arkadaşlıklar ve aşklar
Artık bizim işimiz değildi
Ah sarayburunun dik ve yetik delikanlısı
Ne geçmişten yükselen ağıtlar anlıyor seni
Ne de geleceğe satılan aşklar
Gidiyorsun belki
Sana kal diyemem giderken
Sevmek kadar ölmek de kader
Ama giderken bile ışığın yol göstersin
Kayıp gemilere
Gözlerin gökyüzünü aydınlığa bürüsün
Ve sen ölsen bile bir gün
Namın yürüsün
-------------------------------------
Nan Gibi
Ve gözlerin gelir geçer içimden
Su içerken sen
Sokulurken akşam kızıllığına
Ekmeği bölerken
Yalnızsan yıllar nasıl geçmişse aradan
Unutmak nasıl kolay sanmışsa şarkılar
Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı
Kör olsun sözlerim unuttuysan adını
An gibi aklımdasın
Gelir geçer gemiler
Belki sen de geçersin diye
Bir kumru konar her sabah pencereye
Bir miladı taşır gece bir yıldız
Soğuk olur üşürsün ya adam akıllı
Hani sarılırsın kendine
Hani aklın karışır
Bu bir divaneliktir gönül aha alışır
Ömür bitse ne çıkar
Can gibi aklımdasın
Gündür geçer gider
Belki bir şey kalmaz sanırsın
Yani bir sabah uyandığında
Ne hayatın tortusu, ne kokusu alışmışlığın
Her şey yeniden ve aniden başka olacaktır
Başka bir otobüs, başka bir gazete
Resimlerden silinecek yüzün belki de
Ne adın, ne sanın
Bir şafak vakti açınca gözlerini
Bir merhabayla
Yeniden kurulacak dünya
Sen her şafak
Tan gibi aklımdasın
Bazen bir şey geçer içinden insanın
En ücra yerlerinden cesaret gibi bir şey
Ne olacak işte kömür yanmıyorsa eskisi kadar güzel
Fasulyenin tadı yoksa
Şarkılar yakmıyorsa içini
Sadri Alışık öyle güzel ağlamıyorsa
Aşık olamayı beceremiyorsa İzzet Günay
Mahallenin en güzel kızına
Denizin tuzu
Yalnızlığın bahanesi yoksa
Bir bıçak saplanınca yüreğinin tam ortasına
Zannetme ki ölmek zor,
Ölmek kolay, kolay da
Kan gibi aklımdasın
Bu da geçer
Her sabah kanayacak değil ya
Bakarsın taze ekmek çıkarır köşedeki fırın
Biraz da helvası bizim bakkalın
Senden ayırdığım üç beş zeytin,
Otururum sofraya
Her lokmada geçer acısı belki bırakılmışlığın
Ben de unuturum
Nasıl unutulursa sana susuzluğum
Ve nasıl becerdiysem kahrolmayı
Öyle unuturum
Ekmek gibi
Nan gibi aklımdasın
Ve gözlerin gelir geçer içimden
Su içerken sen
Sokulurken akşam kızıllığına
Ekmeği bölerken
Yalnızsan yıllar nasıl geçmişse aradan
Unutmak nasıl kolay sanmışsa şarkılar
Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı
Kör olsun sözlerim unuttuysan adını
An gibi aklımdasın
--------------------------------
Onyedi Yaşım
Sen benim
Onyedi yaşımsın, deli çağımsın
Sen benim
Ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın
İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım
İlk aldanışımsın
Sen benim
İlk ütülü beyaz gömleğim
İlk şiirim ilk kavgam yaşamı ilk farkedişimsin
Sen Benim onyedi yaşımsın
Yazlık sinemanın kapısında
Saçları taralı bir oğlan
Cebinde iki gazoz parası
Gönlüne tarifsiz rüzgarlar dolan
İki filim bu akşam
Birinde Yılmaz Güney oynuyar
Birinde Fikret Hakan
Bak Suat Sayın söylüyor cızırtılı plaktan
Rüyadır gördüğüm bütün ümitler
Gözlerin aklımı perişan eyler
Aşk masalından şarkılar söyler
Beni hülyalara salan gözlerin
Yazlık sinemanın kapısında
Saçları taralı bir oğlan
Bir külah çekirdeği
Mangal gibi yüreği var bilesin
Sen benim
Onyedi yaşımsın, deli çağımsın
Aynaya ilk bakışım, babamla ilk kavgam
Evden ilk kaçışımsın
Serçeleri sevdimse senden
Minibüslerde muavinlik ettiysem
Bir teselli ver'i dinlediysem Orhan Gencebay'dan
Emirgan'da çay içtiysem
Tophane'de sabahçı kahvelerini öğrendiysem
Nerden bildiysem Şiirlerini Ümit Yaşar'ın
Pazar sabahları kapının önünden geçtiysem
İçimde kıpır kıpır bu soluk nerden
Sen benim onyedi yaşımsın
Okulu ilk asışım
İlk kez birine gümüş kolye alışımsın
Sen benim
İlk sakarlığım, ilk tuhaflığım, ilk yakalanışımsın
Sen benim onyedi yaşımsım
Mahallenin delikanlısı elleri ceplerinde
Dudağında ıslığı
Başında kavak yelleri
Şarkılar mırıldanıyor
Zalimin zulmü varsa
Sevenin Allah'ı var
Yeni çıkmış piyasaya
Hayri Şahin ortalığı kavuruyor
Mahallenin delikanlısı, cebinde iki gazoz parası
Yüreğinde garip bir pıtırtı
Alışmaya çalışıyor sana alışmaya
Akşamları işportaya çıkıyor
Bir defter, bir kalem bir de çakı alana
Aynayı bedava veriyor
Yani günler geçiyor
Onyedi yaşının bütün tadıyla
Sen benim
Onyedi yaşımsın, deli çağımsın
İlk maça gidişim
Cemil Turan'ı ilk seyredişim, ilk sevincimsin
Ben anamın muskasını nasıl astıysam göğsüme
Öyle güvendiğimsin
Sabahları eskici geçiyor kapıdan
Karşı komşu Nafile Teyze bakkaldan ekmek istiyor
Çocuklar top kovalıyor mahallenin arsasında
Bir bakıyorum cama da iki güvercin konuyor iyi mi
Her şey güzel oluyor
Bu hengane nasıl yakışıyorsa İstanbula
Bana da aşk öyle yakışıyor
Anam koş kapa diyor muslukları
Üç gündür akmayan sular geliyor
Ben onyedi yaşındayım
Hayat benden yana duruyor
Sen benim
Onyedi yaşımsın, deli Çağımsın
Sen benim
Ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın
İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım
İlk aldanışımsın
Sen benim
İlk ütülü beyaz gömleğim
İlk şiirim ilk kavgam yaşamı ilk farkedişimsin
Sen Benim onyedi yaşımsın
Sen benim, sen benim, sen benimsin
Sen benim her şeyimsin
Hiç bir şeyimsin
Hiç bir şeyimsin
------------------------------------
Paramız Yoksa Da Haysiyetimiz Var
Dünya dediğiniz abiler
Aha benim şu yüreğim kadar
Abiler hayat dediğiniz
Ne kadar gülebiliyorsak o kadar
Boş verin ötesini
Sallayın gitsin dünyayı
Paramız yoksa da haysiyetimiz var
Ey gözünü seviyim zeytinin, taze ekmeğin, çayın
Bakmayın, benim de canım elbet çeker
Şöyle tereyağlı bir buçuk iskender
Yine de olsun
Kesmedikten sonra selamı Bakkal Ender
Bir de bizim takıma gol olmadıktan sonra
Ve de en kıyağından
Ve de en ağırından bir şarkı patlatınca Müslüm bana
Ne gam, ne tasa, ne fırtına, ne kar
Boş verin abiler
Paramız yoksa da haysiyetimiz var
Şimdi beni iyi dinleyin
Canımdan öte ve de
En kıymetli sevdiğim muhterem arkadaşlar
Durumum ortadadır
Hayat bana da sağlamına harbi bir çelme takmıştır
Nevrim dönmüş, midem bulanmış gözlerim kararmıştır
Cümlenize olan bil cümle borç edavatım
Üç vakte kadar askıya alınmıştır
Ha biraz idare edebilirseniz eğer
Bi de kahveci Nuri'den rica edebilirseniz
Kesmezse tavşan kanı günde üç bardak çayı
Elbet bu feleğin paslı çarkı
Bi gün benim için de döner ve düşeş gelmese de
Gelirse eğer zarımız mesela bir dubara ve hele dört cahar
İşi kolayladık sayın
Ve de inanın ki abilir
Paramız yoksa da haysiyetimiz var
Dalgalan bakalım kız kulesi önündeki dalgalar gibi kalbim
Hayıflan bakalım hiç kimselere belli etmeden geceleri yorganın altında
Yazıklan bakalım bu da revamıdır hayatının baharında bi delikanlıya
Hep kısa çöpü ben mi çekeceğim
Hep bana mı denk düşecek çarkı feleğin iflası
Hep ben bileceğim başkalarımı kapacak beşyüz milyarı
Hep ben sevip eller mi alacak Aslıyı, Leylayı
Batsın bu dünya, sende mi Leyla, itirazım var yalana dolana
Ve ben böyle dolana dolana
Ellerim cebimde dudağımda ıslığım başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Orhan Veli tadında basıp voleyi yürüyeceğim hayatın sonuna kadar
Hiç tasalanmayın abiler
Paramız yoksa da haysiyetimiz var
Son bi kere öpmek isterim gözlerinizden
Son bi kere sarılıp ağlamak geçer içimden
Ama vicdan yapıyorum sanırsınız diye korkuyorum
Vallahi içimden öpmek geliyor en kral arkadaşlarımı
Ayhan Işığı, Sadri Alışığı, Erol Taşı
Bi de canım sütmısırla kanlıca da yoğurt çekiyor
Adamın gönlü şarkılar söyleyip unutmak istiyor garibanlığı
Adamın günlü habire enayi yerine konulmaktan kanıyor ha kanıyor
Adamın canı hesapsız dostlarını çekiyor
Dalgasız dümensiz yoldaşlığı
Mahalle arasında gazozuna maç yapıp yenilmek çekiyor
Komşunun kızına mektup yazıp
Çarşamba pazarında el altından vermek geçiyor
Minübüsün kapısını açıp topkapıda
Arkayı dörtleyelim abiler, demek çekiyor
Yaylaları, başı duman dağları, uzun tozlu yolları
Bazen sıcak ekmek
Bazen seyyardan sabah puaçası çekiyor
Adamın canı bağıra bağıra ağlamak çekiyor gece mehtabına karşı
Lüfer çekiyor, çingene palamudu çekiyor
Langadan hıyar, Beyoğlu'ndan adam çekiyor
Ne yalan söyleyim biraz kırgınlık da var
Yine de boşverin abiler
Paramız yoksa da haysiyetimiz var
Dünya dediğiniz abiler
Aha benim şu yüreğim kadar
Abiler hayat dediğiniz
Ne kadar gülebiliyorsak o kadar
Boş verin ötesini
Sallayın gitsin dünyayı
Paramız yoksa da haysiyetimiz var
-----------------------------------------
Sabri Abi
Ah ulan ah sabri abi
Yüreği elinde çocuk
Diz boyu karda açan ah çiçeği
Aşkın kendisi yani
Hürriyetin geleceği
Sert sakallarında vurgun izi
Ah ulan ah sabri abi
Yorgun akşamların kederli sofralarında
Önce duran sonra vurulan dostluğumuz gibi
Temiz pak
Sen beni bir volkanın kapısında bıraktın
Hani sen benim elimden tutacaktın
Can olacaktın
Sen beni severdin
Sen yüreğinde vurgun gögsünde darp izi
Sen hani güler geçerdin
Ah ulan ah sabri abi
Gittin
Geride kan geride tortu
Geride bir hain karanlık
Ki dizboyu
Geride eski şarkılar kaldı sadece masalara çizdiğimiz
Geride takvim yazıları mapus mektupları
Solgun fotoğraflar ve saksıda kurumuş cezayir menekşeleri
Geride bir ömür kaldı yarım bıraktığın
Hani güzel günler gelecekteydi sabri abi
Hani beyaz arabamız bir impalamız olacaktı
Hani cebimizde paramız
Hani dudağımızda ıslığımız
Hani sahilde çay içecektik adam gibi
Pahalı birer gömlek giyecektik
Jilet gibi ütüleyecektik lacilerimizi
Kahpe dünyanın ta ciğerine üfleyecektik cigaralarımızı
Ah ulan ah sabri abi
Sensiz erken kapanacak bol kepçe kısmet lokantası
Bir daha Yılmaz Güney oynamayacak yazlık sinemada
Bir daha leblebi kavurmayacak Nuri amca
Kabataş kaldırımlarında
Bir daha birlikte çıkmayacağız sabaha
Bir daha, bir daha olmayacak
Sahilde kısmetim teknesi bizim için yanmayacak
Tophane limanına rus gemisi odesa gelmeyecek
Bizi sevmeyecek yüreğimizdeki umut
Bizi sevmeyecek karabaş köpeğimiz
Bizim için şikayetsir bir nar gibi yağmayacak cihangir
Ah ulan ah sabri abi
Yüreği elinde çocuk
Diz boyu karda açan ah çiçeği
Aşkın kendisi yani
Hürriyetin geleceği
Sert sakallarında vurgun izi
Ah ulan ah sabri abi
Yorgun akşamların kederli sofralarında
Önce duran sonra vurulan dostluğumuz gibi
Temiz pak
---------------------------------
Sirkeciden Tren Gider
Sirkeciden tren gider
Varım yoğum törem gider
Tuna bizden utanır biz Tuna'dan
Yüzüne kapatır ellerini
Aldırma be tunam
Yiğit çıplak doğar anadan
Sirkeciden tren gider
Vagon gider derdim gider
Gurbet elde bir başıma
Varım yoğum alır gider
Sirkeciden tren gider
Ona giden verem gider
Bir kampana çalar analar ağlar
Oğul oğul çocuklar öksüz gelinler dul
Akşam olur hüzün çöker
Omuzlarım bir bir düşer
Sirkeciden tren gider
Gözyaşımı döker gider
Sirkeciden tren gider
Erzurumlu Duran
Ankaralı Burhan gider
Burda ezan var orda çan
Her sabah çınlar tepemizde
Uyan uyan
Sirkeciden tren gider
Bir yaldızlı Kur'an gider
Su serperler ya gidenlerin ardında
Dün askere Hint'e Yemen'e
Bugün ekmeğe yaban ellerine
Dönmezler ya andan
Sirkeciden tren gider
Evim barkım viran gider
Biz hep atla geçtik Tuna'dan
Böyle geçmedik avrat uşak
Biz hiç böyle geçmedik
Tuna bizden utanır biz Tuna'dan
Aldırma be Tuna'm
Yiğit çıplak doğar anadan
Sirkeciden tren gider
Vagon gider derdim gider
Gurbet elde bir başıma
Varım yoğum alır gider
Sirkeciden tren gider
Erzurumlu Duran
Ankaralı Burhan gider
Burda ezan var orda çan
Her sabah çınlar tepemizde
Uyan uyan
Sirkeciden tren gider
Bir yaldızlı Kur'an gider
-----------------------------------
Vur Bitsin
Orada masanın üstünde bir resim
İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdar' da
Saçlarımızın üzerinde martılar
Gözlerimizde acemi bir aşk, biraz umut
Ve tuhaf ve çocuksu bir mutluluk
Senin sırtında sarı yağmurluğun
Kadıköy'de ucuzluktan almışız
Bende o siyah kazak
Hani bir kedi gibi sokulduğun
Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse
Islatan her tarafımızı
Orada masanın üzerinde bir resim
Yak, bitsin
Orada kapının arkasında bir yazı
Seviyoruz yazmışız birlikte
Harfler nasıl da titremiş meğer ellerimizde
Bir Pazartesi akşamı ben eve dönünce
Tutup öyle yazmışız nereden estiyse
Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere
Ne yaptığın çorbanın ne pilavın tadı
Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam
Senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın
Orada kapının arkasında bir yazı
Sil, bitsin
Orada sehpanın üzerinde iki bardak
Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte
Nasıl da dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle
Umudu sürmüşüz ortaya
Kocaman yüreklerimizi bilemiş onca kahıra
Bir masalmış, bir yalanmış gibi korkmuşuz
Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına
Ben tek sen üç şeker atmışım filiz çayımıza
Sonra açıp perdeyi gök yüzünden bir dilek tutmuşuz
Mehtap gülümsemiş deliyürek çocukluğumuza
Orada, sehpanın üstünde iki bardak
Kır, bitsin
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar
Ne yana dönsem senden bir parça bir şey
Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün uluorta
Böreğin altını yakışın,
Düğmemi dikerken iğneyi eline batırışın
Ve saçların, kan gülleri taktığın
Beni mahpus bıraktığın saçların
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Hep o kanepede oturmuşluğun
Şu senin yastığın, şu eşarbın
İşte şu bir Haziran akşamı gitmek için ayaklanışın
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Orada, odaya saçılmış küçük hatıralar
Git, bitsin
Orada ayaklarının dibinde bir adam
Adam bütün adamlığını dökmüş önüne
Böyle kaç gün yana kaç gece ayaklarının dibinde
Öyle kolay mı öyle kolay gitmek
Her şeyi bu İstanbul' u o sevdiğin adaların kokunusu
Mısır çarşısını Eminönü'nün balık ekmeğini
Beyoğlu' nun sinema salonlarını
Birlikte beklediğimiz
Yirmisekiz numarayı unutmak öyle kolay mı
Öyle kolay
Orada ayaklarının dibinde bir adam
Kov, gitsin
Orada, çekmecede altıotuzbeş bir silah
Babadan kalma
Hani bir bayramda saydırmışız havaya
Sen biraz ürkek sokulmuşun omzuma
Kuşlar havalanmış,
Bütün güvercinleri İstanbul'un
Giderken galiba bir beni bir de bunu unutmuşsun
Orada altıotuzbeş bir silah
Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek
Vur, bitsin
---------------------------------------
|
|
_________________
Hepsi Yaralar Sonuncusu Öldürür...
|
|
|
 |
|
|
|
|
Co-Admin
|
Tarih: Çar Oca 03, 2007 3:38 am | Açıklama: |
Abuzer
Arsız kediler
Asfalt tırpanları
Ergenler
Kentliler
Soytarılar soylular
Sorgucular sorgular sorguçlular
Yoksullar zayıflar katiller
Gerillalar
Anneler evlatlar piçler
Geçkinler komşular muhabbetler
İkindiler çaylar ölümler
Ritim ritim ritim
Mihrimah sultan camii kubbesinde
Kubbe ustası Osman'ın çocuğu İlker zehirlenmiş
Anasondan
Sararmış sam kadifesine sardığı kızı Belma'nın saçını
Açmış öpmüş hacı müfide hanım
İşler kesat derken terlemiş elinde bir avuç kar
Perşembe pazarında contacı Orhan'ın
Slaytlar enfrarujlar
Silikadentli macunlar
Sekteler ertelemeler
Evlenmeler evlenememeler
Sen üzülme
Ben not alıyorum abuzer
Be abuzer
Fitilli yatakta yatmaz abuzer
Gülmez abuzer
Söylemez abuzer
Dinlemez abuzer
Ölecek abuzer
Ah abuzer
Ben not alıyorum abuzer
Tren yollarında
Kara mintanlı kapkara mintanlı
Şefiğin yiğeni şefin evlatlığı
Hayatsa hayat işte
Sevdaysa sevda
Büfeci nurinin kızına
Öksürükse öksürük
Türküyse türkü de bilir
Bekiroğluna gitmişler
Kemahın yücebeleninde
Koyun kesmişler bir sefer
Su içmişler
Buymuş dişleri
O sıra
Contacı orhan balıkpazarında
Midye tava üstüne midye tava
Bir daha akordeonda
Sen üzülme
Ben not alıyorum abuzer
Fitilli yatakta yatmaz abuzer
Gülmez abuzer
Ölecek abuzer
Ah abuzer
-----------------------------------
AFGAN DESTANI
Biz günde bin kere tih çölündeyiz
Ne bıldırcın kuşları görmüşüz göğümüzde
Ne kudret helvasından bir tad var soframızda
Kızıldeniz en delişmen günlerini yaşarken gençliğinin
Turi sina sessiz sessiz kan ağlar göğsümuzde
İnsan taş ve ateş eski dostları veylin
Sac ayağı olma özlemindeyken çıldıran alevlerin
Zakkum gözlemcileri efsun dilencileri
Ve dualarımız Ayasofya Ayasofya apartılırken
Ve yoksulluğumuz kokteyl kadehlerinde
Ve öldüm fiyatına ve kapalı zarf usulü
Demokratik demokratik satılırken
Köle pazarlarında
Biz oturmuş firavun mezarlarının gölgesinde serinleriz
Ve gün geçip dirilmek için,
Bir yiğit musa ve bir asa
Bir yed-i beyza bekleriz
Çağı gelip te kitapa ve demire olan sevdamızı hatırlayarak
Sonusuza dek dalaşmak ve vurmak varken karnına zulmün
Nedendir böyle manasız ve kavgadan uzakte yaşamak diyerek
Bizi alıp götüren sonra tekrar götüren
Bizi alıp Bedir'lere Uhut'lara götüren
Endülüs'e, Kudüs'e, İstanbul'a götüren
Cesur ve heybetleri ve diri
Ve gümbür gümbür bir erkeklik şöleni
Antlar içtiğimiz dosta düşmana ilan ederek
Gövde erimizde beliren ürpetilerle
İri ve parlak kavisler çizen hayatlar
Hecin yüklü ölümlerle buluştuğumuz gün
Can evimizde
Dağlar hep böyle buram buram dağ olarak
Sürdüremeyecek ömürlerini
Denizler böyle telaşsız yıldızlar böye şehvetli
Ve sizler yani sizler yani ey zulüm ağaları
Hep böyle korkudan uzakta seyderemeyeceksiniz
Sevecen hışırtılarla süzülen güneşi
Diyebilmek için sabrı silah belleriz
Bir yiğit musa ve bir asa
Bir yed-i beyza bekleriz
Biz günde bin kere tih çölündeyiz
-----------------------------
ANLIMIZIN ÇATI (DUAMIZ), TOPRAK
Cihadı anlımızın çatına vurduk
Önce şahadeti koyduk
Her sabah duamızın başına
Gülü çizdik gözbebeklerimize
Gözbebeklerimizden serptik
En güzel insanlığı insanlara
Bir ak anlımız var güvendiğimiz
Kırmızı bir kan lekesi sıçramış
Şah damarımızdan tam ortasına
Ve en önce biz varacağız
Arasata kardeşlerim
Gideceğiz ve en önce biz
Havzın yanında bekleyen
Peygamberin yanına
Çünkü biz
Cihadı anlımızın çatına vurduk
Önce şahadeti koyduk
Her sabah duamızın başına
Bütün varım toplasam sonra varsam toprağa
Hepsin üstüne atsam ve savursam toprağa
Ergeç basar bağrına sevgili gibi beni
Ne denli meydan okur gibi dursam toprağa
Elbet bilir uğruna niçin öldüğümüzü
Ve bir bir söyler bana birgün sorsam toprağa
Anlatsam üstünde ne olup bittiğini
Çıkar toprak olmaktan haber versem toprağa
Kimse karşı koyamaz alır götürür bir bir
Çeker bizi ne denli göğüs gersem toprağa
Uğraşıp biriktirip döksem alın terimi
Bir özgürlük evreni varıp kursam toprağa
Bütüm varım toplasam sonra varsam toprağa
Senin çağınla olsam sonra girsem toprağa
Senin doğduğu ve geldiğini senin
Atılır yerden yere haber versem toprağa
Bulsam ve saklasam bir bir ayak izlerin
Öpsem öpsem ve sora anlım vursam toprağa
Kutlu ayaklarındır değdi diye sevgili
Yalnız Allah adına bir kapansam toprağa
İncinmesin diye sen taşlara dikenlere
Diz çöpük de önünde bir set olsam toprağa
Bütün varım toplasam sonra varsam toprağa
Senin çağınla olsam senle girsem toprağa
----------------------------
ANEY
Bu akşam aklıma yine sen geldin
Dersi bıraktım çalışamadım
Saat bire geliyordu aney
Yatamadım uyku gözüme girmedi
Sen bu saatlerde eskiden benim beşiğimi sallardın
Uykunu harab ederdin benim için
Ağladığım zaman sancılandığım zaman
Kalkardın süt verirdin nane kaynatırdınx
Aney canım aney kurban aney
Hayalın önümde şimdi bir anıt gibi durur
Sen şimdi leğenin başına oturmuş hamur yoğuruyorsun
Yarın ekmek yapacaksın akşama kadar
Gözlerin tezek dumanından yaşaracak
Alnında ter bulgur bulgur kabaracak
Sıcak bazlamalar yapacaksın
Ben orda yokum ağlayacaksın
Ağlama aney ağlama gündür bu nasılsa geçer
İnsan insana tez kavuşur
Ben sizi hiç unutmadım hiç unutmayacağım
Ben okuyorum aney okuyorum
Mühendis olacağım
Sana yeni yeni ayzeler alacağım
Dedimya okuyorum mühendis olucağım
Mektubunda diyorsun ki bu gece çiğköfte yaptık
Lokmalar boğazımdan geçmedi
Her sofraya oturuşumuzda senin yokluğun belli oluyor
Biliyor aney biliyorum senin kalbin ipek gibidir
İncedir yufkadır benim yokluğuma dayanamazsın
Özledim diyorsun benim için
Ben de özledim seni ley
Babamı da, bacımı da, gardaşlarımı da
Kara yazılı memleketimi de
Hepinizi özledim
Özledim ama gel gör ki kader bu
Elvermiyor ne yapacaksın
Rızvaniyede sela şimdi
Sisleri perde perde dağıtan bir ses
Sonsuzda Allah'a ulaşan bir yankı
Bir ezan sesiyle uyanır insanlar yorgun geceden
Uyanır herkes
Köyden şehire saman taşıyan
Deve kervanları gelir bu saatte
Çıngırak sesler geceyle gündüzü birleştirir
Sabah olur babam erkenden işe gider
Aney evimiz yine o yokuşta mı
Dar sokaklar taş duvarlar arkasında mı
Eskisi gibi yıkık dökük mü yine
Ah aney ah inan unuttum evimizin şeklini
O ev denen köstebek yuvalarını
Kerpiç damları, kuyu suyunu
Sıra gecelerini, bağ yapılarını
Yağmur dualarının anılarını yitirdim
Hele sen buraya bi gel de gör
Sossuza uzayan gökdelenleri
Sıra sıra taksileri
Geceleri renk renk ışıkları
Denizde vapurları, balıkçıları
Kızları, erkekleri, insan selini
Ama benim hiç birinde gözüm yok
Ne kızlarında, ne taksilerinde, ne de gökdelenlerinde
Benim aklım sizde ve memleketimde
Ben okuyorum aney, okuyacağım
Göreceksin bak mühendis olacağım
Bizim orda ezo gelin türkü türkü uzanır
Düğünlerde davullar vurulur, zılgıtlar çalınır
Lorke, delilo oynanır
Böylesine gitar denen çalgıyla sabahlara kadar bağırmazlar
Değil mi aney
Hani yaz geldimi evimizin o küçük penceresine
Bir çift yusuf tutan kuşu konarya
Hani asmamız üzüm tutar
Sumaklar sakızlanır
İnsanlar çalışır harıl harıl kış için
Güneş yandırır o kavruk yüzlerini
Hani sen elinde sitel suya gidersin
İşte o zaman geleceğim bekle beni
Ah aney ah daha neler var neler var
Sana yazamadığım
Mektubunu burda bitirirken
Beni büyten ellerinde binlerce kere öperim
Canım aney kurban aney
-------------------------------
ANNE
Anne bak üşüyorum
Isınmak istiyorum
Kucağın nerde anne
Şefkatin nerde
Kucağın nerde anne
Şefkatin nerde
Ellerin nerde anne
Yalnız gecelerimde
Sokulduğum göğsün
Ve içimde gülümseyen
Yüzün nerde
Nerde anne
Rüyalarınım güzel yanı
Yalnızlığım anne
Sensizliğim nerde
Neden ellerin donmuş
Neden gözlerin ölmüş
Fakat sen kimsin
Anne sen kimsin
Anne neredesin
Soruyorum bak anne
Korkuyorum
Şeker karamela istemiyorum
Çizgi film oyuncak istemiyorum
Anne sana geliyorum
Fakat ellerin donmuş
Fakat gözlerin ölmüş
Anne sen kimsin
Anne nerdesin
Soruyorum bak anne
Korkuyorum
Korkuyorum
Anne bak üşüyorum
Isınmak istiyorum
Kucağın nerde anne
Şefkatin nerde
Bu yaldızlar
Bu yapma kuşlar
Bu yalancı memeler
Bu naylon bebekler
Düşümde bir dağ görüyorum
Üstünde çiçekler
Anne bak ölüyorum
Anne ölüyorum
Anne
Ölüyorum
--------------------------
AŞK PAZARA DÜŞTÜ
Aşk pazara düştü gülüm
Tezgahlara düştü aşk
Ucuz şarkılara düştü
Kötü şiirlere düştü aşk
Bir gece yarısı
Bir kadının elinde gül oldu sokağa düştü
Bir damla gözyaşıyla yere düştü
Aşk tezgahlara düştü gülüm
Hesaplara düştü aşk
Kanayan bir kalbin içinden ortaya düştü
Aşk haberlere düştü gülüm
Manşetlere düştü aşk
Aşk pazara düştü gülüm
Tezgahlara düştü aşk
-----------------------
BEKİR NİHAT SEMAHAT
Bu şiir suya yazılmıştır
Bir hiç kimse için
Hesapsız ve ardından ağlanmadan
Öyle harap öyle yetim bırakılmıştır
Mor dağların kınalı bulutuna
Irmağın köpüğüne
Tarçın ağacının yapraklarına yazılmıştır
Bu şiir düşe yazılmıştır
Yorgun gecelerin nihayetinde
Yorulmadan kavgadan
İhaneti unutmadan, unutulmadan kayıtlardan
Bir muska gibi takılmıştır yüreğe bu şiir
Her zaman umut edilecek bir şafak kalmıştır
Yine de kalmıştır bir yerinde
Ekmek gibi sıcak
Su gibi aziz bir şeyi insanın
Bu şiir kahra yazılmıştır.
Vurulmuştur duvar dibinde Bekir
Duvarda yarım bıraktığı geleceği memleketin
Duvarda şarkıları, umudu ve kanı
Yani bedeli ettiği üç beş kelimenin
Kardeşi Nihat polis kolejinin ikinci sınıfında
Kız kardeşi Semahat örmecide sürmekdedir
Sefasını hayatın
Sabah ayazı cellat gibi kesmektedir adamı
Bir gazetenin üçüncü sayfasına düşmektedir
İşin hasılası
Kim bilecektir ki duvarın dibinde
Bir gül yaprağı gibi yatan Bekir'i bulmak
Sabah poaçaya çıkan Çankırılı Aliye kısmet olacaktır
Bu şiir hayra yazılmıştır.
Nihat koleji bitirip Polis olacaktır
Semahat örecektir kendi kaderinin ağlarını
Çankırılı Ali ne yapsın
Bekir'i kaldırıp yerden yüreğini soğuk
Poaçalarını sıcak tutacaktır.
Ağlamak kolay, ağlamak zor
Ağlamak yine analara yazılacaktır.
Her Allah'ın günü bahtlarını şivan düşe düşe
Ağlayacaktır analar
Olsun işte
Oğlu Nihat Polis olacaktır
Aslan gibi duracaktır ortada
Semahat bir koca bulacaktır
Bekir'se olmayacaktır evde
Her gece bir yıldız düşen kabrinde
Böyle sessiz yatacaktır.
Bu şiir bahta yazılmıştır
Kırılmıştır kalbi memleketimin
Suyun tadı kırılmıştır
Adamın adamlığı
Ne yazılmışsa doğrudur
Doğrudur Bekir'in duvara yazdıkları
Nihat'ın polisliği doğrudur
Ve Doğrudur Ferdi Tayfur'un yuvasız kuşları
Çankırılı Alinin günahı nedir
Ya Semahat saçını kimin için süpürge etmektedir.
Ve anaları neden her bir güvercin gördüğünde
Bir daha ölmektedir.
Bu şiir umuda yazılmıştır
Yine de sabah gün doğarken üstüne karanlığın
Sevebileceğimiz bir şeyler olacaktır.
Mesela Nihat Polis olacaktır
Semahat nur topu gibi bir oğlun doğuracak
Adını Aslan Bekir koyacaktır.
Bir şeyler olacaktır.
Umut da bizin hanemize bir şivan gibi
Bir çığlık gibi üleşecektir kan revan içinde
Yine de bu şiir
biraz kahra
biraz hayra
biraz suya
biraz bahta
Ama en çok
duvarda şarkısı ve kanı kurumayan Bekir'e yazılmıştır.
----------------------------------
BEN AŞKI BİR ÜVEYİKTEN SATIN ALDIM
Ben aşkı bir üveyikte satın aldım, yaşım onaltı
O zamanlar bakır rengiydi dağlar
Daha şıvan düşmemişti böğrüme
Daha deli deli esmemişti rüzigar
Kalbim acıya düşmemişti
Sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım
Halayda delikanlı başı olacaktım
Bıyıklarım yeni terlemişti
Gurbeti
İsmail dayımın gönderdiği
Kuru üzüm ve fıstıknan
Bir de İstanbul fotoğraflarından
Tanımıştım
Hey deli yanım
Türkülerim ince gül dalım
Gönül közüm
Verdiğim sözüm
Ne zaman duman olsa
Munzur'un doruklarında kalırdı gözüm
Arada bir durup Fırat'a bakışım
Ve yanımdan ayırmadığım
Bir üveyikten satın aldığım aşkım
Yani ahretlik gülüyordum
İstanbulu fotoğraflardan
Vurgunu üveyikten biliyordum
O zemheri akşamında
Oturup tandırın karşısına babam
Oğul yürü, dedi
Yürüdüm
Topak oldu babam, acıdan yumdu gözlerini
Yalnız bir "ah" etti anam
Sessizce ırmağa düştü sözleri
Yürüdüm
Terleyen bıyıklarım
Şahin bakışım
Ve yıldızlı gecelerimde birinde canım
Bir üveyikten satın aldığım halis aşkım
Geride kaldı
Ormanlar gördüm
Ağaçlar gördüm
Dallarında adamlar asılıydı
İpince fidanlar
İpil ipil kan sızardı dudaklardan
Bakışlar
Gecenin koyukatmer albasması karanlığına karşı
Nasıl da gülüyordu
Nasıl da gülüyorlardı
Hani benim yıldızım
Hani şehla bakışım
Hani sazım
Ve halis aşkım
Dağlardan geliyorum ben
Fırat'ın doğduğu yerden
Gönle aktığı yerden
Serin göze başından
Soğuk bulgur aşından
Dağlardan geliyorum ben
Aşkın doğduğu yerden hey!
Yusuf'un kuyusundan
Eyyub'un sabrından geliyorum
Etmeyin eylemeyin
Ben İstanbulu fotoğraftan
Vurgunu üveyikten biliyorum
Hani benim yıldızım
Hani şehla bakışım
Hani sazım
Ve bir üveyikten satın aldığım
Halis aşkım
Hey anam
Ne aynam ne tarağım ne sedef çakım
Ne tesbihim ne mintanım
Bir han odasında
Akşam alacası değip geçerken böğrüme
Yavaşça önüme düştü alınyazım
Kim tutar kaldırır başımı yerden
Kim dinler türkülerimi, bozlağımı, sazımı
Bir duan olaydı ah, yanıbaşımda
Bir çift lafın
Bir tas ayranın
Bir dağ soluğun
Entarine yapışmış kalmış bir yayla çimenin
Bir tesbih böceğin
Bir avuç toprağın
Bir küçük taşın
Bir tel taçın alyazmanın altından
Hey anam
Akşam indi kırıldı sazım
İstanbul'da
Haramiler sokağında
Bir han odasında
Yavaşça önüme düştü alınyazım
Hani benim yıldızım
Hani şehla bakışım
Hani dağlara verdiğim aşkım
Akşam dediğim ana
İstanbul'da aykaranlık yürek pustur
Bir de hikayesi var
Kanadı kırık martıdan dinlediğim:
Çok önceden
Zebaniler yakıp geçerken şehri
üç damla baldıran zehri
Üç damla hıyanet dökmüşler mavi denize
Üç martıyı boğmuşlar
Herşeyi gördüler diye
Akşam dediğim
Dam aralıklarından
Han bacalarından kaçıp giden güneşin
Vurması değil mi taa dağlara, dağlarıma
Değil mi ana
Yani akşam dediğim
İsli han odasında
Bir ben
Bir viranşehirli Yakup
Bir de çaykaralı Musa
Üç bardak çay hatırına
Üç gurbet türküsü değil mi uçurduğumuz
Üç damla baldıran zehri değil mi ana
Akşam dediğim
Buradan
Bu halis aşkımı
Bir han kirasına sattığım hovarda İstanbul'dan
Aranan bütün overlokçular sıraütücüler adına
Budur havadisim
Hatırladığım
Ne bulgur tadı
Ne bir çiçek
Ne bir isim
Ben gündüzleri Müslüm Gürses dinlemeye
Geceleri han odasında
Alın yazımı görmeye hüküm giymişim
Yine de ana
Ana yine de
Öperim gözlerinden
Dağlarımın
Çimenimin
Ve kanayan gençliğimin
Öperim hepsinin tekmil gözlerinden
Bıyıkları yeni terlemiş gençliğim adına
Ana
Can ana
Yaran ana
Oyy ana
Hani benim yıldızım
Hani şehla bakışım
Hani sazım
Bir üveyikten satın aldığım halis aşkım
Ben aşkı bir üveyikte satın aldım, yaşım onaltı
O zamanlar bakır rengiydi dağlar
Daha şıvan düşmemişti böğrüme
Daha deli deli esmemişti rüzigar
Kalbim acıya düşmemişti
Sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım
Halayda delikanlı başı olacaktım
Bıyıklarım yeni terlemişti
------------------------------------
İSTANBUL ÜSTÜME DÜŞER
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme düşer
Karaköy'den vapur kalkmaz
Sezen Aksu şarkı yapmaz
Üsküdar'da yangın çıkar
Hey kanar yüreği güvercinlerin
Minübüsler bağırmaz olur
Aşk üstüne yenim etmez martıları boğazın
Ulan poyrazı küser, olan lodosu esmez
Yağmuru yağmaz nisanın
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme gelir
İçim yanar içim
Bir aşk için bir içim
Kendini varur sokaklarına Cihangir'in
Eyüpsultan sabahlarına
Ve ekmek kavgasına yemin olsun
Bir de umuduna
Kavgaya düşmüş yeni gencin
Beyoğlu
Arsız bir gece beyim
Hayat üryan edilmiştir
Ve sevilmiştir, ve sevmiştir
Gül pavyonda sevim
Söyle
Söyle ben sana nasıl küseyim
Yolda yürürsün
Canın çeker
Kestane satarım Taksim'in köşesinde
Beyoğlu'da sinemaların kapısında dururum
Her filimde Türkan Şoray oynar
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme düşer
Minibüslerin kapısında bağırırım
Sen binersen ön kolduğu ayırırım
Bir de teyibe attım mı şarkımızı
Bir tek dileğim var
Mutlu ol yeter
Ben sana küsmem
İstanbul üstüme düşer
Yangın çıkar üsküdarın içinde
Aslan arkadaşla belalardan geçerim
Her bi şeyi taşır yüreğim
Her bi şeyi taşır
Bir senin yokluğunu çekemez
Söyle
Söyle ben sana nasıl küseyim
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme düşer
Karaköy'den vapur kalkmaz
Sezen Aksu şarkı yapmaz
Üsküdar'da yangın çıkar
Ey kanar yüreği güvercinlerin
Minübüsler bağırmaz olur
Aşk üstüne yenim etmez martıları boğazın
Ulan poyrazı küser
Olan lodosu esmez
Yağmuru yağmaz nisanın
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme gelir
İstanbul üstüme düşer
Söyle
Söyle ben sana nasıl küseyim
------------------------------------
BİR KEDİ İÇİN VALS
Gece
Bir kıymık batıyor ayışığının altında bir hercainin böğrüne
Kıymığın da bir hikayesi var, bir okyanus damlası kadar
Naifde olsa..
Bu da bir vurguna ilişkin şüphesiz
Bu da bir ağır yıkılma, bu da karşılıksız bir sevda
Buda artık yok ama
Ve ibn arabi'nin kanayan yüzü
Adam sulardan geçmeli diye düşünüyor
Adam düşünüyor: hissetmek dururken
Düşünmek hicrana vesile olamayacak kadar kat'i birşey
Adam kat'i olanları sevmiyor oysa
Kendi yalanları ona yetiyor
Bir de ayışığı, bir de gece, bir de frambuaz
Ve bütün adaş libasları ile cennete gitmiş aşıklar.
Onları bir hayyam kalenderliği ile bağrında besliyor
Hava nasıl bugün derken, içinden tutkudan bahsetmek geçiyor
Tutku bir kara tren gümbürtüsü ile çörekleniyor insanın midesine
Nasıl da bulanıyor, nasıl da düğümleniyor,
Nasıl da şaşarak kızıyor kendine adam
Nasıl da sakar
Kırıyor.. En çok kendini
Gece sürüyor.
Mum yanıyor, adam eriyor
Tütsülenmiş yazıların içinden birşey düşüyor yere,
Eğilip alınıyor
Birşey: sıcak, kırmızı, soluk soluğa
Sarı ya da portakal
Bu duvarın arkasında ne var?
Gece nasıl da kayıyor ellerinin arasından
Tutsana
Yalvarsana
Bir ağıt yak en azından, bir mum için karşılığını ver
Ve kıymık batıyor,
Bu kan
Bu alışık olmadığın bir keder
Bu sana bile çok
Unutmalı, diye kuruyor adam saati.. Unutuyor
Ah, şu şarkılar söyleyen ve insanın en ücra yerlerinden
Bir oyunbaz çılgınlığı ile sürünerek geçip giden
Kedi de olmasa...
Ama kedi oluyor
Adam unutmuyor
---------------------------
BİR OĞLUN OLDU
Kanter içinde gece
Kanter içinde her yanım
Her yanım bu gece vurgun içinde
Kurşun yemişim, sürgün yemişim
Bu sana ilk gelişim
Vur emriyle düşmüşüm kapına
Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana
Yok elimde bir demet menekşe,
Yok elimde sevdiğin gülşekeri
Yak işte sana bir şey
Bilmem ki ne demeli
Bir tek ağır yaralı özlemim
Ve bir tek gözlerine sürdüğün gözlerim
Anne benim aç kapıyı
Oğulcuğun, küçük tavşanın, kör olmayasıcağın
Ölmeyesin, yitmeyesin
Yürek yarası gitmeyesin dediğin
Anne benim aç kapıyı
İşte geldim, işte bu sana ilk gelişim.
Hep senin için gökyüzünde bir evimiz olsun isterdim.
Hep senin için bulutları isterdim
Ellerimi açtırıp dua ettirirken
O küçük evimizde sokulurken göğsüne her gece
Hani her gece sorduğumda
Anne babam nerde
Nerde kuşların dilinden anlayan
Ve menekşelerle konuşan adan
Nerde anne
Ve sen bastırıp bağrının kızılca kıyametine acını
Gelecek oğul, sen uyu şimdi
Baban gelecek bir yağmur gibi yağmurla
Rahmete boğacak yoksulluğumuzu derken
Ben uyur, düşümde
Senin için bir ev görürdüm gökyüzünde
Sen, babam, ben ve melekler
Ve melekler anne
Anne melekler
Önce babam sonra onlar terk ettiler gecelerimizi
Ben de çekip gittiğimde
Yani oğulcuğun yani yürekyarın
İçinden geçen şarkın gittiğinde
Sen nasıl yaşadın anne
Kanter içinde gece
Kanter içinde her yanım.
Her yanım bu gece vurgun yemişin
Kurşun yemişim, sürgün yemişim
Bu sana ilk gelişim
Vur emriyle düşmüşüm kapına
Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana
Vakit yok artık
İstersen kalayım böylece
Ama bi kere öpseydim elinden
Ama bir kere sürseydin gözlerimi gözlerine yeniden
Yok elimde bir demet menekşe,
Yok elimde sevdiğin gülşekeri
Yak işte sana bir şey
Bilmem ki ne demeli
Birtek ağır yaralı özlemim
Ve birtek gözlerine sördüğün gözlerim
Anne benim aç kapıyı
Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın
Ölmeyesin, yitmeyesin
Yürek yarısı gitmeyesin dediğin
Anne benim aç kapıyı
İşte geldim, işte bu sana son gelişim.
Üzülme kapanıyor diye gözlerim
İşte gidiyorum vakit doldu
İşte kapanıyor gözlerim kapının önünde
Öğrettiğin gibi ellerimi kaldırıp gökyüzüne
Ve eğip başımı önüme dua ediyorum
Üzülme anne vakit doldu
İşte şimdi bir oğlun oldu
Bir oğlu oldu anne
Kanter içinde gece
Kanter içinde heryanım.
--------------------------
BİZİM DE YAŞADIĞIMIZ
Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Biz de soluk alıp vermedeyiz
Yani her insan gibi sevmekteyiz, sevilecek şeyleri
Mesela
Bir kırçiçeğini
Çimeni toprağı börtü böceği
Kurban bayramlarında kınalı koçları
Başları eloyası işlemeli yemeni ile kapalı
Bembeyaz saçlı kırış kırış alınlı
Pencere kenarlarında oğullarını bekleyen anaları
Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Günün birinde resmi kayıtlara
Evraklara sicillere ve dosyalara geçtiyse de adımız
Fotoğrafımızın üstüne bir mühür basıldıysa da
Bir önden bir yandan göründüysek de sabıka
Kayıtlarında
Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Biz de soluk alıp vermedeyiz
Yani her insan gibi sevmekteyiz, sevilecek şeyleri
Nezarethaneleri bildiğimiz kadar
Koğuş raconlarını bildiğimiz kadar
İflah etmez mapusane türküleri söylediğimiz kadar
Güzel şeyleri de biliriz kardeşim
Bir yetimin başını okşamayı
Yolda kalmışa kapımızı açmayı
Sıcak tarhana çorbası kaşıklamayı
Ve gece yarısı ansızın sıkılan üç kurşunu
Bağrımızda karşılamayı
Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Ve her ne kadar sabah namazı vaktinde
İnatla çalınırsa da kapımız
Bir mintan bir picama altı
Apar topar götürülürsek de
Bilinmez bir yere
Üç damla yaş dökerse de
İki yaşındaki oğlum
Orda öyle aniden büyürse de
Göğsüne vurursa da yumruklarını anam
Ve babam bu da gelir bu da geçer evlat
Üzülme derse de
Komşular seyre durursa da
Kapı önlerinde
Ne yapmış derse de biri
Kim bilir ne yapmıştır
Derse diğeri ötekine
Yapmıştır ulan yapmıştır
Delikanlı değil mi yapmıştır
Diye bağırırsa da biri
Yine bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Biz de soluk alıp vermekteyiz
Yani her insan gibi
Sevmekteyiz sevilecek şeyleri
Kalbim ağrıyorsa da kardeşim
Gönlüm bulanıyorsa da
Tedirginsem kuşkuluysam
Kalın kitapların yazdığına bakarsan
Acaip suçluysam
Havada hıyanet kokusu
Dışarıda pis bir sıcak
Duvarlarda yazılar
Kalbimizde acılar varsa da
Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Mektubun geldi bugün haziran
Kimselere göstermediğin ak saçlarının kıvrımlarından
Haberin geldi
İki damla gözyaşın sarı kağıtta
Çok bakarsın yağmur yağan da
Islak ve buğulu camların ardından bilirim
Bilirim, acı
Nasıl da topak olur oturur adam yüreğine
Ne var yani işte
İyiyim diyorum ya
İnan olsun iyiyim anne
İnsan gerçekten iyi oluyor, iyiyim dedikçe
Bak üzülme
Yazıyorum bir daha
N'olur üzülme
Üzülmüyor analar
Oğulları üzülme dedikçe
Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Biz de soluk alıp vermedeyiz
Yani her insan gibi sevmekteyiz, sevilecek şeyleri
Mesela
Bir kırçiçeğini
Çimeni toprağı börtü böceği
Kurban bayramlarında kınalı koçları
Başları eloyası işlemeli yemeni ile kapalı
Bembeyaz saçlı kırış kırış alınlı
Pencere kenarlarında oğullarım bekleyen anaları
-------------------------------- |
|
_________________
Hepsi Yaralar Sonuncusu Öldürür...
En son Kinyas tarafından 03 Oca 2007 03:46 am tarihinde değiştirildi. ( Toplam 1 defa değiştirildi. )
|
|
|
 |
| |